19/1/2007 - MENEMEN OLAYI

 

  

Mustafa Fehmi KUBİLAY  

(1906 – 23 Aralık 1930)  

 

     Mustafa Fehmi Kubilay; Baba adı Hüseyin, ana adı Zeynep, Giritli bir ailenin çocuğu

olarak 1906 yılında dünyaya geldi. Öğretmenlik eğitimini tamamladıktan sonra olayların

başladığı 1930 Aralık ayında Menemen'de yedeksubay sıfatıyla askerlik görevini yapmaktaydı.

 

     Kubilay Olayı olarak tanımlanan ve Menemen'de 23 Aralık 1930'da Mustafa Fehmi Kubilay

ve bekçi Hasan ve bekçi Şevki'nin bir grup yobaz tarafından öldürülmesiyle başlayan ve

faillerin yargılanması sürecinin sürdüğü Ocak/Şubat 1931 aylarını kapsayan olaylar

zincirinin simgesi olan Türk askeridir.

 

     23 Aralık 1930 günü sabahı Menemen’de meydana gelen olaylarda Yedek Subay Mustafa

Kubilay şehit edilir. Olaydan sonra, Menemen Cumhuriyet Savcısı, Savcı Yardımcısı ve Hükümet

Tabip Vekilinin hazırladıkları raporda, ürpertici bir durum tespit edilir. “Gazez Camisi

girişinin sol tarafındaki bahçede arkası üstü yatık, sağ tarafında kasaturası kınından çekik

bir halde, elbiseleri kanlı, başı boynundan ayrılmış ve etrafındaki toprakta çok fazla kan

lekeleri bulunan, tahminen 25 yaşlarında, üzerinde hâki renkte askerî elbise olan; orta

boylu, kumral benizli, saçları az ağarmış cesedin, Menemen’de 43 ncü Alay 1 nci Tabur 3 ncü

Bölük Takım Komutanı Yedek Subay İzmirli Hüseyin oğlu Kubilay olduğu anlaşılmıştır.”

 

     Yedek Subay Mustafa Fehmi Kubilay’ın nasıl öldürüldüğünü de olayın görgü tanıklarından,

Menemen’deki telgraf memuru Nail Bey, şöyle anlatmaktadır. “Kubilay Bey’in kumandasında bir

müfreze geldi. Müfreze komutanı evkaf kahvesi önünde askerî durdurup süngü tak emrini

vererek, kendisi şakilerin yakasını tuttu. Asker süngü taktı. Onlar dönmelerine devam

ediyorlardı. Maarif kahvesinin önündeki büyük ağacın hizasına geldiler. Diğer arkadaşı

bunları o vaziyette görünce, Kubilay Bey’i arkasından bir silahla vurdu. O anda yere düştü.

Onbeş saniye kadar yerde kaldıktan sonra, kalkıp doğruca cami tarafına koştu. Bir kısım halk

bunu görünce dağıldı. Telgrafhaneye de bir kısmı girdi. Onları dışarı çıkarttım. Bu sırada

adamlardan ikisi kayboldu. Biz kaçtıklarını zannettik. Biraz sonra saçından tutulu olduğu

halde, zavallı Kubilay Bey’in kesik kafasını getirdiklerini gördük. Ellerinde sancağın ucuna

kafayı geçirirlerken bir şeyler söyleyerek eğildiler. Kesik başın, elektrik direğine bir

kırmızı kuşakla bağlandığını gördüm. Kubilay Bey’in başı asılı olduğu halde meydanda

dönüyorlardı.”

 

     Tarihe “Menemen Olayı” diye geçen bu eylemin sıradan bir cinayet değil, bilinçli bir

hareket olarak uygulamaya geçirildiği yapılan araştırmalarla ortaya çıkmıştır. Eylemciler

bir hazırlık safhasından sonra eylemi gerçekleştirmişlerdir.

 

     Eylemin ele başı ve Yedek Subay Mustafa Kubilay’ın başını keserek öldüren Giritli Hasan

oğlu Mehmet, Osman oğlu Şamdan Mehmet, Hasan oğlu Sütçü Mehmet, Emrullah oğlu Mehmet,

Nalıncı Hasan ve Çakır oğlu Ramazan eylemci grubunu oluşturmaktadır.

 

     Eylemcilerin hepsi Manisa’da ikamet etmektedirler ve nakşi tarikatiyle bağlantıları

vardır. Onları bu tarikata sokan ve eğiten, Manisa Askerî Hastahanesi imamlığından emekli

İbrahim Hoca’dır. İbrahim Hoca da İstanbul Erenköy’de Şevki Paşa köşkünde oturan Şeyh Esat’a

bağlıdır. İbrahim Hoca halifeler halifesi olarak, tarikatın etki alanının genişletilmesinden

ve yaygınlaştırılmasından sorumludur.

 

     İbrahim Hoca’nın ifadesine göre, tekkeler yasaklanmadan önce Şeyh Esat’ın tahminen

yirmibin civarında müridi vardır.  Manisa’daki müritlerin sayısı sorulduğunda ise İbrahim

Hoca “hiddetlenerek cevap vermem demiş” ve hiçbir şeklide açıklama yapmamıştır.

 

     İbrahim Hoca’nın, Şeyh Esad’la ilişkisi, Şeyh Esad’ın yazdığı mektuplarda da açıkça

bellidir.  “İbrahim Efendi’nin adresini sormuş idiniz. Manisa’da Askerî Hastahane imamı

İbrahim Efendi’ye yazmalısınız. Bir aydan fazla bu tarafta kaldılar. Ba’de (daha sonra)

mahall-i memuriyetine (görev yerine) avdet ettiler (geri döndüler). Müşarünileyh (kendisi)

gayurdur (çalışkandır).”  Yine bir başka mektubunda da “İbrahim Hoca şimdi buradadır.

Hastahanede olduğu rahatsızlığı mündefi olmuştur (geçmiştir).” diye bilgi verir.

 

     İbrahim Hoca da ifadesinde bu bağlantısını şöyle açıklar. “İlk tarikate intisabım oniki

sene evveldir. Nakşibendidir. Şeyhim İsmail Necati’ydi. Bâb-ı âli’de oturuyordu. Tekkesi

vardı. Ölmüştür. Ondan bir sene sonra tahminen o zaman Çapa’da tekkesi bulunan Şeyh Esat

Efendi’nin zikrine gittim ve ona bağlandım. Yani benim hocam oldu. Yirmibir senedir

tarikatin imamıdır.”

 

     İbrahim Hoca’nın faal bir eleman olduğu da yine Şeyh Esad’ın bir mektubunda açıkça

görülmektedir. “Sariyer’de Kaymakamlık açılıyormuş. Müftülüğü için, İbrahim Efendi

vasıtalara ve muhiblerimize müracaat etmektedir.”

 

     Şeyh Esad’ın oğlu (halife) Mehmet Ali de ibrahim Hoca’nın bağlantısını açıkça ifade

eder. “Kendisi pederimin on senelik dervişlerindendir. Şurdan burdan hiç tanımadığımız

adamları ziyaret maksadıyla bana ve pederime getirirdi.”

 

     Şeyh Esad’ın müridlerinden Hüsnü Efendi, “daima sözünden ve nasihatinden ilham alarak

kendisini şeyhe bende (kul) eden kişileri” sayarken ilk isim olarak “İbrahim Hoca”yı

belirtir.

 

     İbrahim Hoca’nın Manisa’da görevli iken merkeze bağlı Horosköy’de yoğun faaliyetleri

vardır. Burada ikamet eder, cami yaptırır, tarikate adam kazandırma çalışmalarını sürdürür,

vaaz verir.  “Hoca köyümüzde oturduğu sırada Cuma günleri ve bazan hafta aralarında ve bazan

da kendisi  ne zaman isterse o vakit köy camisinde vaaz verirdi. Köyde bulunduğu bir gün

ikindi namazı sırasında camide vaaz etmeye başladı”. Hoca, “Şapka giyen gâvurdur. Biz gâvur

olamayız. Rakı içen ve yalan  söyleyenler de gâvurdur.” diye söyleniyordu.”

 

     İbrahim Hoca bu köyde özellikle ileri gelenlerle sıkı ilişkiler kurar.  Düzenli ve

gizli bir bağlantı mevcuttur. Tarikate kazandırılanlar “buradakilere (İbrahim Hocaya) ve

buradakiler de İstanbul’dakilere tâbidirler.”

 

     Erenköy’de köşkte oturan Şeyh Esat’ı ziyaret edenler dönüşte propaganda yaparlar.

“Köşkün tertibatını ve orada gördükleri intizam ve kendilerine yapılan rağbeti ve oradaki

ibadet ve şeyhi ziyaret tarzını oraya gidip gelenler anlatmakla bitiremezler.”

 

     İbrahim Hoca’nın etkinliğini ve kandırılmış kişiler üzerindeki etkisini şu sözler

ortaya koymaktadır. “Hoca İbrahim Efendi” köyde şeyh olarak tanınmıştır. Bazı kimseler, buna

çok hürmet ederler. Hatta bir gün ihtiyar heyetinin dairesinde otururken, bu adamın

dolandırıcı olduğunu söyledim. Orada bulunan ve İstanbul’a gidenlerden Osman Çavuş üzerime

yürüdü “Bu adam peygamber gibi bir zattır. Sus ismini ağzına alma. Ağzını üç defa zemzem

suyu ile yıka da öyle ismini söyle dedi ve silah çekecek bir vaziyete geldi.”

 

     Menemen’deki olaydan iki ay önce, İbrahim Hoca Manisa’ya gelir.  Kandırılmış kişilerin

ağzından dökülen şu sözler, meselenin ne kadar farklı bir mecrada seyrettiğini ortaya

koymaktadır. “Araplıkla beraber sultanlık ve Sultan Hamid’in oğlu gelecek. Tekkeler kapandı

ama açılacak ve serbest olacak. Kılıçlarımız gelecek kesecekler. Fes giyilecek.”  “Biz, fes

giymek istiyoruz. Müslümanlık istiyoruz.”

 

     İbrahim Hoca, Manisa’ya geldiği zaman birçok kişi onu ziyaret eder.  İbrahim Hoca’nın

çok yakını olan Osman Çavuş “İnşaallah reis-i cumhuru gebertirler de rahat yüzü görürüz, fes

giyeriz.” demekten çekinmez.  İbrahim Hoca Osman Çavuşun kendisiyle olan bağlantısını

ifadesinde teyit eder. “Tekaüt (emekli) edildikten sonra İstanbul’a gittim. Orada ikamet

etmeye başladım ve İstanbul’da iken bir defa Cemal ve bir defa Osman ve bir defa da tabur

imamı İlyas Efendi’den mektup aldım.”

 

     Aşağıda ayrıntılı olarak görüleceği gibi, Menemen Olayının kilit isimlerinden ve eyleme

bizzat katılan Nalıncı Hasan, Şeyh Esat’ı ziyaret etmek üzere İstanbul’a gittiği zaman,

İbrahim Hocayla buluşur. İbrahim Hoca da bunu açık açık anlatmaktadır. “Bir sene evvel

Manisalı basmacı Osman Efendi ile Nalıncı Hasan’ı Esat Efendi’nin evinde gördüm ve hep

beraber bir odada oturduk ve bir gece beraber kaldık ve yanımıza kimse gelmedi, o gece

yattık, sabahleyin Esat Efendiyi ziyaret ettik... Haseki civarında bulunan Hoca Esat’ın oğlu

Ali Efendi’nin evine gittim. Osman Efendi ve Nalıncı Hasan ile orada hepimiz birleştik ve

dördümüz oturduk... Bir veyahut iki gün sonra Osman Efendi ile Nalıncı Hasan bizim eve

geldiler. Bir gece kaldılar ve sabahleyin gittiler.”

 

     Menemen Olayında adı geçenlerden Saffet Hocanın, elebaşı eylemci mehdi Mehmet’le

ilişkisini de Nalıncı Hasan şöyle anlatır. “Bu olaydan 4 ay evvel Manisa’da Belediye çamlığı

içinden geçerken sağ istikamette Saffet Efendi ile bu mehdi Mehmet karşı karşıya gelmişler.

Çömelmek suretiyle oturarak yekdiğeriyle görüştüklerini gördüm. Bu sırada, mehdi Mehmet beni

yanlarına çağırdı. Ben de çömeldim. Mehdi Mehmet bana bir sigara verdi. Ben sigarayı henüz

içerken, bana “Galiba gideceksin” dedi. Ben, “Evet” diyerek yanlarından ayrıldım. Bu

vaziyetlerinden şüphe ederek, çamlık aralarından yani arkadan bir saat kadar tarassut ettim

(gözetledim). Bunlar bu suretle görüştüler.”

 

     Temas bununla kalmaz. Bir süre sonra Menemen’e gelen Nalıncı Hasan, Manisa’ya dönerken,

Saffet Hoca, mehdi Mehmet’e yazdığı bir mektubu götürmesini ister. Nalıncı Hasan bu mektubu

mehdi Mehmet’e ulaştırır. Mektup Farsça yazılmıştır ve içeriğini soran Nalıncı Hasan’a bir

bilgi vermez.  Olayın meydana geldiği gün, mehdi Mehmet’le Saffet Hocanın Menemen’deki

karşılaşmaları da aşağıda ayrıntılı olarak görüleceği gibi aradaki ilişkiyi açıklayıcı

mahiyettedir.

 

     Menemen Olayı, 23 Aralık 1930 tarihinde gerçekleşmiştir. Eylemciler, bu tarihten önce

belirli bir hazırlık yapmışlar ve daha sonra eyleme geçmişlerdir.

 

     Eylemcilerden mehdi Mehmet, Şamdan Mehmet, Sütçü Mehmet, Emrullah oğlu Mehmet Emin, Ali

oğlu Hasan, Nalıncı Hasan, Topçu Hüseyin, Süleyman Çavuş, Çakır oğlu Ramazan, Çırak Mustafa,

Hüseyin oğlu Ali, önce bir esrarkeş kahvesinde daimi surette toplanarak orasını tekke haline

getirirler  ve daha sonra da Tatlıcı Hüseyin’in Manisa’daki evinde dört gün süren bir

toplantı yaparlar.  Gerçekleştirilecek eyleme ilişkin görüşme yapılır ve silah tedariki

kararlaştırılır. Giritli İsmail ve bıçakçı Hacı Mustafa’dan birer silah alınır.  7 Aralık

günü mehdi Mehmet, Sütçü Mehmet ve Şamdan Mehmet aldıkları silahlarla Paşaköy’e giderler. 

Ertesi gün de Ali oğlu Hasan, Nalıncı Hasan, Çakır oğlu Ramazan Paşaköy’e ulaşırlar.

Paşaköy’de üç gün kaldıktan sonra, Manisa’nın kuzey doğusunda yer alan Yağcılar köyüne uğrar

ve burada yedi gün kalırlar.  Ardından o gece yarısı eylemciler, Bozalan’a hareket ederler.

 

     Bozalan’a doğru giderlerken, mehdi Mehmet, iki günden beri mehdiliğini ilan ettiğini,

Menemen’de bunu halka açıklayacağını, söyler. Nalıncı Hasan da Menemen’deki bir camiden

sancak alabileceğini belirtir ve uzun bir yürüyüşten sonra Bozalan köyü yakınlarına

gelirler.  Dinlenmek için yatarlar ve bu sırada Çakır oğlu Ramazan kaçar.

 

     Eylemcilerden mehdi Mehmet, buradan halka kendisinin “mehdi” olduğunu ve kendilerine

iltihak etmelerini telkin eder. Manisa’dan ayrılmalarından sonra geçen onbeş gün boyunca

eylemciler bu köylerde propaganda faaliyetlerinde bulunurlar.  Bu süre içinde bir kısım

halkı etkilerler ve yardım görürler.

 

     23 Aralık 1930 günü eyleme geçilmesi kararlaştırılır ve eylemciler başlarında mehdi

Mehmet olmak üzere Menemen’e sabah ezan vakti gelip Müftü camisine girerler. Camide bulunan

sancağı alıp mehdi, halkı kendilerine katılmaya davet eder ve şunları söyler. “Taraf-ı

ilahiden geliyoruz. Şeriat istiyoruz. Askerin kılıç ve kurşunu bize işlemez. Herkes bu

bayrağın altından geçecektir. Geçmeyenleri kılıçtan geçireceğiz. Bugün zeval (öğle) vakti

yetmişbin kişi bize yardıma gelecektir.”

 

     Kendilerine katılan grupla birlikte eylemciler, sokaklarda dolaşıp herkesin

dükkânlarını kapayarak peşlerinden gelmelerini söyleyerek yürüyüşe geçerler. Saffet Hocanın

evinin önünden geçerlerken o da evden çıkar ve grubun arkasından yürür.  Mehdi Mehmet,

Saffet Hocaya karşı saygıda kusur etmez. Bir süre sonra Saffet Hoca gruptan ayrılır ve

meseleden hiç haberi yokmuş gibi tekrar evine döner ve pencereleri kapatır.  Eylemcilerin

bulunduğu grup Belediye binasının önüne kadar gelir. Kalabalık artar. Mehdi Mehmet

kendisinin mehdiliğine ve şeriati yerine getireceklerine dair halka hitap eder.

 

     Eylemi haber alan Jandarma Bölük Komutanı topluluğun bulunduğu alana gider ve

eylemcilere dağılmalarını söyler. Mehdi Mehmet, “Ben mehdiyim. Şeriatı ilan ediyorum. Bana

kimse mukavemet edemez.” diye cevap verirken, kalabalıktan alkışlar yükselir.  Herhangi bir

üzücü olaya meydan vermemek için, Bölük Komutanı hükümet binasına gelerek 43 ncü Piyade

Alayından takviye kuvvet ister.

 

     Bu sırada Alay Komutanlığında eğitime çıkmak üzere hazırlanan Yedek Subay Mustafa

Kubilay’a bir müfrezeyle olay yerine gitmesi emredilir.  Cephane almadan hemen hareket eden

müfrezeyi, Yedek Subay Mustafa Kubilay, halkla bir çatışmaya meydan vermemek için askerlere

süngü taktırarak alandaki kahvenin önüne bırakır ve kalabalığa hitap eden eylemcilerin

yanına gider. Mehdi Mehmet’in yakasından tutarak silahını teslim etmesini ister. 

Eylemcilerin arasından ateş açılır ve Mustafa Kubilay yaralanır.

 

     

 

     Yaralanan Mustafa Kubilay hemen yakındaki caminin avlusuna doğru koşar. Bu sırada bir

el daha ateş edilir ve Mustafa Kubilay avluda yere düşer. Cephaneleri olmayan müfrezedeki

askerler geri çekilirler. Mustafa Kubilay’ın düştüğünü gören mehdi Mehmet, yanındakilerden

birisinin bıçağını alarak avluya gider. Yerde yatan ve henüz ölmemiş olan Mustafa Kubilay’ı

sürükleyip, bir ayağı ile vücuduna basmak suretiyle yüzüstü yatırıp bıçakla boynundan

keserek, başı alır ve saçlarından tutarak taşa vurduktan sonra meydana tekrar dönüp, camiden

aldıkları sancağın ucuna geçirir.

 

     Sancağı ucunda takılı başla birlikte orada bulunan elektrik direğine bağlayarak halkı

tam anlamıyla etkilemek isteyen eylemcilere, Kâmil adlı bir kişi nasıl yardım ettiğini şu

sözlerle anlatmaktadır. “O gün ben evvela evime gidip korkmamalarını söyledim. Sonradan

ikinci defa bunların yanına gelip halkın arasına karıştığımda, biraz evvel ellerinde

getirdikleri zabitin (subayın) kafasını sancak ağacının ucuna geçirdiler. Sancağı oradaki

direğe bağlamak için ahaliden ip istediler. Ben, derhal koştum, dükkânımdaki küçük bir ipi

alıp silahlılara verdim. Bu iple zâbitin başı bulunan sancağı direğin yanına dikip

bağladılar.”

 

     Bu sırada Alaydan gönderilen kuvvetler olay yerine yetişirler. Eylemcilerin ateş açması

üzerine çatışma çıkar. Bekçi Hasan ve Bekçi Şevki şehit olurlar.  Eylemcilerden mehdi

Mehmet, Şamdan Mehmet ve Sütçü Mehmet ölü, Emrullah oğlu Mehmet Emin yaralı olarak ele

geçirilir. Kargaşadan yararlanarak kaçan Nalıncı Hasan ile Ali oğlu Hasan da ertesi gün

Manisa’da yakalanırlar.

 

     Olayın hemen ardından güvenlik güçleri tedbirler alır. Sıkıyönetim ilan edilir. Olaylar

sırasında ihmali görülen kamu görevlileri hakkında yasal işlem yapılır görevden el

çektirilir.  Geniş çaplı soruşturmalar yapılır ve olaya karışanlar, azmettiriciler

tutuklanırlar ve yargılanırlar.  Eylemle Türkiye Cumhuriyeti Anayasasını zorla kaldırmaya

teşebbüs ve yardım edenler  yargılamalar sonucu 32 kişi idam, 73 kişi de çeşitli hapis

cezalarına çarptırılır.

 

     Sıkıyönetim Komutanı Tümgeneral Mustafa Muğlalı, Menemen’de meydana gelen olaylarla

ilgili olarak Başbakanlığa ve Genelkurmay Başkanlığına gönderdiği raporlarda önemli

tespitler yapar. “Bu vak’a dört beş serseri tarafından adî bir vaka olarak kabul

edilmemelidir. Bu olayı meydana getirenler sabırsız ve acele davranarak bu işin ortaya

çıkmasına sebep olmuşlardır. Bu hususta, memleketimizde gizliden gizliye çalışan ve bir

teşkilat meydana getiren hain eller bulunduğu mutlaka dikkate alınmalıdır.”

 

     Menemen’de gerçekleştirilen eylemin sıradan bir olay olarak geçiştirilemeyeceğinin en

önemli kanıtı da, ATATÜRK’ün 28 Aralık 1930 tarihinde, Türk Silahlı Kuvvetlerine gönderdiği

başsağlığı mesajıdır.

 

     “Menemen’de yakınlarda meydana gelen gericilik girişimi sırasında Yedek Subay Kubilay Beyin görevini yaparken öldürülmüş olmasından dolayı Cumhuriyet ordusuna başsağlığı dilerim. Kubilay Beyin şehit edilmesinde gericilerin gösterdiği vahşilik karşısında Menemen’deki halktan bazılarının alkışla onaylamaları, bütün cumhuriyetçi ve vatanseverler için utanılacak bir olaydır. Vatanı savunmak için yetiştirilen, içteki her politika ve ayrılığın dışında ve üstünde saygın  bir konumda bulunan Türk subayının, gericiler karşısındaki yüksek görevinin yurttaşlar tarafından yalnız saygıyla karşılandığına kuşku yoktur.

 

     Menemen’de halktan bazılarının hataları bütün millette acıya sebep olmuştur. Saldırının acılığını tatmış bir kesime genç ve kahraman Yedek Subayın uğradığı saldırıyı, milletin bizzat Cumhuriyet’e karşı bir öldürme girişimi olarak kabul ettiği ve cüretkârlarla, destekçileri, ona göre takip edeceği kesindir. Hepimizin dikkati bu sorundaki görevlerimizin gereklerini duyarlılıkla ve gerektiği biçimde yerine getirmeğe yöneliktir.

 

     Büyük, ordunun kahraman genç subayı ve Cumhuriyetin idealist öğretmenler topluluğunun değerli üyesi Kubilay’ın temiz kanı ile Cumhuriyet, hayatını tazelemiş ve kuvvetlendirmiş olacaktır.”

 

 

Yedek Subay Mustafa Kubilay'ın Ölümüne İlişkin Keşif Raporu

 

 

İbrahim Hoca'nın İfadelerinden

 

 

 

İbrahim Hoca İfadesini İtimat Etmek İçin Polis Kısmı İdari Reisi, Nail Bey'e Okutturduktan Sonra İmzalamıştır

 

 

Eylemcilere Yardım Eden Yunus Oğlu Kamil'in İfadesi

 

 

Menemen Telgraf Memuru Nail Bey'in Olaya İlişkin Tanık İfadesi

 

 

 

Eylemcilerin Bağlı Oldukları Tarikat Mensupları

 

 

 

Şeyh Esat'ın İbrahim Hocayla İlişkisini İfade Ettiği Mektupları

 

 

 

 

 

Yorum yaz!

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

UĞRUNA ÖLMEKSE EĞER SENİ YAŞATMAK, BİN DEFA ÖLÜRÜM DE ADINA LEKE SÜRDÜRMEM!..

Son Yazılarım

ATATÜRK'ÜN BURSA NUTKU
TARTIŞMASIZ EN BÜYÜK LİDER
HASAN TAHSiN - OSMAN NEVRES
ONUNCU YIL NUTKU
NUSRET MAYIN GEMİSİ VE 18 MART ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ
ASALA TARAFINDAN ŞEHİT EDİLEN DİPLOMATLARIMIZ
MENEMEN OLAYI
ANITKABİR - ÖZEL FOTOĞRAFLAR
KAN UYKUSU
ATATÜRK'ÜN CENAZESİ
ATATÜRK'ÜN HAYATI (SUNUM)
MUSTAFA KEMAL'İN AMERİKALI GAZETECİYE CEVAPLARI
ERMENİLER TARAFINDAN TÜRKLERE UYGULANAN SOYKIRIMA AİT CETVEL
ATATÜRK'ÜN VASİYETNAMESİ
ATATÜRK'ÜN VASİYETNAME SURETİ
ATATÜRK'ÜN NÜFUS HÜVİYET CÜZDANI
İSTİKLÂL MARŞI - Maarif Vekaleti Tezkeresinin Okunması (26.02.19
İSTİKLÂL MARŞI - İlk Okunması (26.02.1921)
İSTİKLÂL MARŞI - Görüşmeler Ve Kabulu (12.03.1921)
İSTİKLÂL MARŞI - Metni
İSTİKLÂL MARŞI - Notası
ATATÜRK'ÜN KARNESi
HANGİ İSTİKLÂL VARDIR Kİ!
BÜYÜK TAARRUZ
ATATÜRK'ÜN TÜRK SUBAYLARINA KONUŞMASI

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım

İNSİYAK-Î MİLLİ